Güncel Haberler

KAHVE VE AŞK SÖYLEŞİSİ KAHVE ZİRVESİ 2023

KAHVE ZİRVESİ’NDE SADECE KAHVE KONUŞULMADI. SOHBET, MUHABBET, DOSTLUK, MUTLULUĞU ÇAĞRIŞTIRAN KAHVENİN ELBETTE AŞKLA DA BİR İLGİSİ VAR. ‘KAHVE VE AŞK’ HARİKA BİR İKİLİ! GAZETECİ-YAZAR MEHMET Y. YILMAZ VE BALÇİÇEK İLTER’İN KEYİFLIİSÖYLEŞİSİNE CAFFÈ NERO SPONSOR OLDU.

MEHMET Y. YILMAZ: Aşk, insanlık tarihi kadar eski. Neredeyse romantik çağın başına kadar adı bile konmamış. O tarihe kadar kadın ve erkeklerin birbirlerine karşı duydukları çekime verilen bir isim olamamış ama sonra adı koyulmuş: Aşk… Aşk aslında Batı medyasının yarattığı ve tekrar ürettiği bir kavram. Kadının bağımsızlaşmasıyla, toplum içinde kendini bir varlık olarak ifade edebilmesiyle birlikte gelişiyor. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar evlilikler görücü usulüydü. Aşkın şekli değişse de meselenin özü değişmiyor. Bir kadınla bir adam birbirlerine ilgi duyuyorlar. Bu bir
kafede de başlayabilir, yoldan geçerken karşılıklı bir göz kontağıyla da olabilir… Ya da mektuplaşarak da… Şimdiki gibi sosyal medyada DM’den yürüyerek de olabilir.

BALÇİÇEK İLTER: Kahve ve aşk deyince tabii ki kadın-erkek aşkını konuşuyoruz ama örneğin aşk ruhunu yansıtan çok güzel kafeler var. Hep ‘Friends’ dizisi geliyor aklıma, müdavimi olduğunuz ve kendinizi evinizde hissettiğiniz mekânlar vardır… Kendinizi iyi hissettiğiniz mekânlarda ille de kadın-kaherkek aşkı akla gelmeyebilir. Örneğin o ortamda oturup rahatça yazınızı yazabilirsiniz. Mesela sen nerede yazıyorsun yazılarını?

M.Y.Y.: Benim yazmakla ilgili bir sıkıntım yok, her yerde yazarım. Burada da oturup cep telefonuyla yazabilirim. Ama işsiz bir gazeteci olduğum için genellikle evde yazıyorum artık.

B.İ.: Öyle bakarsak hepimiz işsiz gazeteciyiz. Ama örneğin kafelerde paylaşımlı masalar olabiliyor, sohbet de edilebiliyor. Örneğin bir arkadaşım kafede oturup kulaklığını takıyor ve beste yapıyor.
Yeni nesil biraz böyle kullanıyor kafeleri. Tutkuyla bağlandığı, âşık olduğu her neyse o yaratıcılığı da çıkartabiliyor ortaya. O yüzden belki de kahveyle birlikte yürüyoruz galiba…

M.Y.Y.: Tabii ki onlara da aşk diyebiliriz ama biz aşk dediğimiz zaman iki insan arasındaki özel duygulardan bahsediyoruz. İnsanları diğer nesnelerle ilişkisini aşk diye tarif etmek doğru değil bence.

B.İ.: Gerçekten kahve aşkı andırıyor biraz galiba. Örneğin şöyle şeyler söylenmiş: “Kahve aşk gibidir, ne kadar sabır ve özen gösterirsen o kadar güzel olur.” Niye olmasın? Güzelmiş, ne dersin buradan biraz yürüyelim mi? Sence doğru mu? Aşk, kahve gibi sabır ve özen mi ister?

M.Y.Y.: Esasen kahve bizi uyanık tutan, canlandıran bir ürün değil mi? Zaten yaygınlaşmasının sebebi de özellikle Avrupa’da o sisli kafayı dağıtmak. Çünkü sabahları kahve insanların hayatına girene kadar kahvaltıda içtikleri şey ya sulandırılmış kırmızı şarap ya da sulandırılmış biraymış. Ama Sanayi Devrimi’yle beraber kahvenin de hayata dahil olmasıyla o uyanıklık, o bilinç açılması başlıyor. Aşkla da bunun bir ilişkisi var kuşkusuz ki…

B.İ.: Ama aşkta da bilinç kaybı yaşamıyor muyuz?

M.Y.Y.: Hayır, aşk tam tersi, bilincin açık olması ile ilgili bir durum, bilinçli bir insan davranışı.

B.İ.: Ben tam tersi olduğunu düşünüyorum.

M.Y.Y.: Eğer “Kapıdan çıktım, karşıma bir adam çıktı ve görür görmez âşık oldum, vuruldum”, buna inanıyorsan, inanmaya devam edebilirsin…

B.İ.: İlk görüşte değil de yanlışlarını görmezsin onun, her şeyini kabul edersin. Ama hiç bilinç kaybı yok mudur, geçici bir delilik hali?

M.Y.Y.: Geçici delilik hali değildir. Tam tersine bilincin açık olması gerekir.

B.İ.: Sen bilinçli mi âşık olursun, bilinçli âşık olunur mu?

M.Y.Y.: Bilinçli âşık olunur çünkü beyninle âşık olursun, önce beynin âşık olur. İlişki öyle gelişir, derinleşir. Açık bilinçle olmazsa o bir tutku olabilir, birbirine kapılma hali olabilir. Sarhoşluğa benzer bir ilişki olabilir ama ona aşk diyemeyiz. Aşk daha açık bilinçle yönetilebilecek bir durumdur.

B.İ.: Aşk tanımlarımız biraz farklı o zaman. Peki kafelerden devam edelim. Mesela kafe denince hep İtalya’daki, Fransa’daki kafeler geliyor aklımıza ve sinema tarihine damga vurmuş filmlerde hep o kafelerde yaşanan aşk sahneleri geliyor…

M.Y.Y.: Evet, aşkla ilişkilendirebileceğimiz içkilerin birinci sırasına kahveyi koyabilirsin ama ikinci sırasında şampanya vardır muhtemelen.

B.İ.: Mesela ‘Breakfast at Tiffany’ (Tiffany’de Kahvaltı) filminde bile oyuncuları kahveyle görürüz. Ayrıca şairlere de konu olmuş kahve. Cemal Süreya şöyle demiş: “Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, 40 yılın hatrına sen kalayım.” Bu da Nâzım Hikmet’ten: “Kahve içerken beni hatırla, telvesinde ben olayım, hisset beni.” Hep böyle bir kahve ve aşk ilişkisi…

M.Y.Y.: Aslında kahve, sosyal ortamın ısıtıcısı bir içecek. Tek başına oturup kahve içerek zaman geçirmek de mümkün tabii ama kahve sohbeti dediğimiz, kafede buluşmak dediğimiz şey iki ya da
daha fazla kişiyle yapılan bir eylem. Yani en az iki kişi gerektirir ve aşk da zaten iki kişiliktir. Onun için kahve, kimyasal tepkimeyi ortaya çıkartan bir tür katalizör gibi düşünülebilir.

B.İ.: Her ne kadar tüketim çağında olsak da biraz geçmişe özlem, geçmişe dönüş de yaşanıyor bence. Gençler de gittikleri mekânlarda kendilerini evlerindeymiş gibi hissetmek istiyor. Oradaki
baristayla sohbet ediyor, kendini rahat hissedeceği mekânları tercih ediyor.

M.Y.Y.: Evet ama bu, çağımızda derin ilişkiye girmekten kaçınmayla da ilişkili bir durum. Bir kafeye girdim, günlük sohbet ihtiyacımı baristayla karşılayabiliyorum değil mi? Kahve hazırlanırken
başlıyoruz konuşmaya, kaç kelime konuşabilirim ki? Ne kadar çok konuşursan konuş derinleşemezsin, yüzeysel kalır. Derinleşebilmen için bilincin açık şekilde karşıdaki insanla iletişim içinde olman lazım.

B.İ.: Burada da senin gibi düşünmüyorum. Psikoloji mezunu olarak şöyle düşünüyorum; tanımadığın adamla bazen daha derinleşirsin.

M.Y.Y.: Bilmiyorum, ben tanımadığım kadınlarla konuşmuyorum zaten.

B.İ.: Olur mu canım, tam tersine şimdi yeni nesil gidiyor, konuşuyor, tartışıyor…

M.Y.Y.: Bir kafeye girdim ve tanımadığım bir kadın var. Merhaba, afiyet olsun dedim. Daha ne diyebilirim? “O kâğıtta ne yazıyor?” dersen ayıp değil midir günümüz insan ilişkilerinde?

B.İ.: Bence değildir. Sadece sohbet de edebilirsin, ille başka bir şey olması gerekmiyor ki. Bir de artık cep telefonundan aşklar yaşıyor ve aşklarını bitiriyorlar.

M.Y.Y.: Onu aşk diye tarif etmiyoruz. İlişki yaşıyorlar.

B.İ.: Ama onlara göre aşk…

M.Y.Y.: Dediğim gibi, zaman içinde değişen bir kavram aşk. Günümüzde genç kuşakların aşkı anlama biçimini ben ilişki diye tarif ediyorum ama ben bir dinozorum. Z kuşağı dediğimiz insanlar 18-20 yaşındalar. Aramızda yarım yüzyıl var. Benim aşk diye tarif ettiğim şeyi onlar başka bir şekilde yaşıyor olabilirler. Yani bundan 100 sene önceki aşk diye yaşanan şey de başkaydı.

“SANAT BİZE YAŞADIĞIMIZ HAYATI YANSITIR. DIŞARIDA EN ÇOK KAHVE İÇTİĞİMİZ İÇİN SİNEMA DA DAHA ÇOK KAHVEYİ GÖRÜYORUZ.”

B.İ.: Nasıl mesela, biraz anlatalım mı?

M.Y.Y.: 100 sene önce bir kadın ve adam nasıl karşılaşırdı? Adamın babası kızın babasıyla bir iş anlaşması yapar gibi bir anlaşma yapardı. Nerede karşılaşıp âşık olacaklar? Filmlerde gördüğümüz o balolar toplam nüfusun 100 binde 1’inin katılabileceği saray etkinlikleri. Geri kalan insanlar kendi evlerinde, kendi kapalı hayatlarını yaşıyor, özellikle de kadınlar. Kadının sokağa çıkması dahi yasak birçok kültürde ve Batı toplumları da buna dahil. Nasıl âşık olabilirler birbirlerine? Nasıl karşılaşırlar? Evlilik yoluyla.

B.İ.: Şanslıysa âşık olacak.

M.Y.Y.: Şanslıysa âşık olur ama dediğim gibi aşk öğrenilen bir şeydir. Öğrenilen ve bilinç açıklığıyla yürütülen… İlişki sürerken birbirlerine âşık olabilirler; çünkü görür görmez çekim olabilir ama aşk diye tarif edemezsin onu. Aşk için ilişkinin derinleşmiş olması lazım. Konuşmalıyız, tartışmalıyız, kendimizi sevdirmeye çalışmamız lazım birbirimize ki o iş derinleşsin, yürüsün.

B.İ.: Öte yandan da aşkın ömrü 3 yıldır derler.

M.Y.Y.: Ben öyle demiyorum.

B.İ.: Kadının özgürleştiği dönemlere gelelim… Belki de kafelerde gördüğümüz kadınlara… Kadınla birlikte her şey daha güzelleşiyor zaten. Kadınlar özgürleştikten sonraki dönemde ilişkiler nasıl yaşanıyor peki?

M.Y.Y.: Kadının özgürleşmeye ve kendi başına sokağa çıkmaya başlamasıyla beraber ilişkinin artık iki taraflı olarak tesis edilmesine yönelik adımlar atılabilir ama 1980’lere kadar toplumsal olarak yaygın bir durumdeğil yine de. 1960’lı yıllarda çiçek çocukları, cinsel özgürleşme derken yine de tüm bunlar toplumun çok küçük bir kesimini ilgilendiriyordu. Bunun toplumsal olarak yayılması, kadınların da aktif olmasıyla birlikte 1980’lerden itibaren başlamış. Kadının özgürleşmeye ve sokağa kendi başına çıkıp kendi adına karar vermeye başlaması ile beraber erkeklerde edilgenlik başladı. Yani eskiden ilişkinin edilgen tarafı kadınken, roller değişti.

B. İ.: Örneğin kadın erkeğe “Haydi gel, bir kahve içelim” diyebiliyor. Sana bir kadın bunu söylediğinde rahatsız oluyor musun?

M.Y.Y.: Hayır, olmuyorum. Kadının özgürleşmesi iyi bir şey. Çünkü ilişkileri sağlıklı hale getiren bir durum. Ancak özgür kadınla özgür erkek, özgür bir aşk içerisinde olabilirler. Kadın özgür değilse mecburiyetleri vardır.

B. İ.: Tekrar yeni nesil ve ilişkiler konusuna dönersek; cep telefonlarıyla yaşıyorlar dedik ya. Hatta birbirinden ayrılıyorlar haberleri yok.

M.Y.Y.: Geçen gün bir video seyrettim; bir kadın “Artık aşk ilişkileri narkotik baskınlarına benzedi” diyor, “Polis baskın yapınca ‘Yat aşağı, yat aşağı, yat aşağı’ der ya hani, tıpkı onun gibi…” Evet bu da günümüzün gerçeği olabilir.

B.İ.: Ama yine de günümüzde kafelerde sosyalleşmek de bir ihtiyaç. Sadece Türkiye’den bahsetmiyorum, dünyada da böyle değil mi?

M.Y.Y.: Evet ama yaşadığınız yere göre değişir. Örneğin Afganistan için bu bir rüya. Bizde de mesela Urfa’ya giderseniz rüyaya yakın bir durum. Toplumların gelişme durumuna göre değerlendirilebilir. Evet, biz kafelere rahatça girip çıkıyoruz. Kadın, erkek hep birlikte oturup konuşuyoruz. Birbirini hiç tanımayan insanlar sohbet edebiliyorlar ama bu, sadece belli bölgeler için geçerli.

B.İ.: Yine içinde kahve geçen pek çok şarkı da var, ‘One more cup of coffee before you go’ gibi… Mantığı bir tarafa koyarsak daha çok duygularımıza hitap ediyor. Sinemada, müzikte kahve hep hayatımızın içinde. Çünkü tamam, mantığı bir yere koyalım ama duygulara hitap ediyor.

M.Y.Y.: Muhtemelen en çok tüketilen sıvı kahve. Söylediğin şey çok normal; çünkü zaten sanat bize yaşadığımız hayatı yansıtır. Dışarıda daha çok kahve içtiğimiz için sinemada da daha çok kahveyi görüyoruz.

B.İ.: Son zamanlarda gençler ya da kadın-erkek ilişkilerine dair öğrendiğin yeni bir şeyler var mı?

M.Y.Y.: Yok… Son zamanlarda daha izole bir hayatın içindeyim. Daha az insanla karşılaşıyorum, onun için olabilir.

B.İ.: “Kahve deyince benim aklıma yaratıcılık geliyor” diyenler de var…

M.Y.Y.: Kahvenin yaratıcılıkla bir ilişkisi kesinlikle var çünkü dediğim gibi zihni açan bir içecek.

B.İ.: Kahvenin kokusunu duyduğunda sende yarattığı his nedir mesela? Ben mutlu oluyorum kokusunu duyduğumda.

M.Y.Y.: Kahve kokusunu duyunca mutlu oluyorsun, iyi bir şey bu. Yani hayatımızdaki maddi şeylere birtakım anlamlar atfetmezsek zaten o hayatı kendimiz adına adlandıramayız. Bilinçli bir hayat yaşamıyor oluruz. Onun için sabahleyin içtiğin kahveden burnuna gelen kokunun senin zihninde bir karşılığı var. O seni mutlu ediyor.

B.İ.: Belki de yaşadığımız bir anı anımsatıyor?

M.Y.Y.: En sağlam hafıza koku hafızasıdır. Hiçbir zaman unutmazsın kokuyu, yıllar sonra o koku burnuna geldiğinde bir anı kafanda canlanır. Demek ki hayatımızda böyle anlamları var.

B.İ.: Genelde kahve olarak ne içersin?

M.Y.Y.: Sade Türk kahvesi ya da espresso içerim.

B.İ.: Ben Americano içerim, filtre kahveye bayılırım. Sütlü kahve sevmem, onun dışında bütün kahveleri seviyorum.

M.Y.Y.: Americano içiyorum. İçinde süt olmayan her şeyi içerim.

B.İ.: Ama sütlü de çok acayip değil mi? Sanatınıyapıyor artık baristalar. Düşünsene kahveyi o şekilde hazırlayıp sunuyor kıza…

M.Y.Y.: Bir kızla ilişki geliştirmem için baristalar gibi kahvenin üzerine bir şeyler yapmam gerekmeyeceğini ümit etmek istiyorum artık.

B.İ.: Tatlının, özellikle de çikolatanın da aşkla ilişkisi olduğu söylenir…

M.Y.Y.: Evet öyle derler ama ben çikolata düşkünü değilim. Gofret severim. Gofret ile aşkın arasında bir ilişki var mı, onu bilmiyorum.

B.İ.: Bence çikolatayla da alakası var kesinlikle. Çikolata mutluluk veriyor, aşk ve kahve de öyle…

M.Y.Y.: Benim açımdan güzel domates soslu bir  makarna ve yanında bir kadeh kırmızı şarap daha fazla aşkla ilişkili. O sırada karşımda âşık olduğum kadının olmasını tercih ederim. O sosun içindeki baharat, o baharatın verdiği sıcak duygular… Bence mesela kafamdaki aşk yiyeceği domates soslu bir makarna. Böyle güzel bir sarımsak kokusu da gelecek derinden…

B.İ.: Benim için kahve ve çikolata…

https://kahvezirvesi.com/