Yazı: Taha Engin / Antrenör
Bob Dylan’ın “One More Cup of Coffee” şarkısının nakaratı, aslında biz sporcuların da uzun yıllardır antrenmana başlamadan önce kullandığı bir kalıp cümle. Neredeyse tüm sporcu çevremdeki arkadaşlarım kahve içip antrenmana başlıyorlar. Çünkü kahvenin antrenman performansımızı olumlu anlamda yükselttiğini biliyoruz. Bunun nedeni de tabii ki kahvenin içerisindeki uyuşukluğu gideren kafein.
Kahvenin sağlık açısından yerine ise “Çekirdekten Fincana” kitabında Jonathon Morris şöyle değiniyor: “Kahve içindeki kafeinin uyarıcı etkisi ile kendimizi iyi hissetmek için kullanıyoruz. Kısa süre içerisinde aşırı kafein tüketimi ise sağlık sorunlarına yol açabilir. Tansiyon yükselmesi, sinirlilik, endişe, uykusuzluk gibi etkenler antrenman kalitesini dolaylı veya dolaysız olarak bozacaktır. “
Peki aşırı kafein nedir diye sorduğumuzda bu kişiden kişiye değişiklik gösteriyor. Bunu net olarak belirlemenin bir yolu olmasa da kişisel farkındalık çok önemli diye düşünüyorum.
Demleme yöntemi, kahvenin kafein seviyesinin belirleyicisidir. Su, kahve ile temasta ne kadar uzun kalırsa o kadar kafein miktarı yükselir. Bir diğeri de tabii bardağın boyu. Günde ne kadar kahve içiyorsunuz? Eğer aşırı miktarda kahve içiyorsanız o zaman olumsuzluklar baş gösterebilir.
Peki böyle bir uyarıcı olan kafeine dünya anti-doping ajansı olan WADA nasıl yaklaşıyor bakalım?
Kafein, 2021 yılı “İzleme Programı” kapsamındadır ve Yasaklı Madde olarak kabul edilmemektedir. Yani doping olarak kabul edilmemektedir. O halde antreman ve spor müsabakası için her şey yolunda. Hatta birçok sporcunun takviye gıdasında da kafein bulunuyor.
Öyleyse; alışkanlığın bir parçası olarak antrenmanlara kahveyi ekleyebiliriz. Fakat kendimize göre bir limit belirlemeli ve sınırlar içerisinde kalmalıyız. Her kimyasal süreçte olduğu gibi alınan doz, ilaç veya zehir olduğunu belirliyor. Bu kahvede için de böyle.
Antrenman performansı için önceden kahve içmek iyi bir strateji olurken, antrenman sonrası içilmez mi?
Burada kişisel deneyimimi paylaşmak istiyorum. Ben en çok akşamüstü olan yüzme antrenmanlarından sonra içtiğim kahveleri seviyorum. Nedenini bilmiyorum ama antrenman öncesi 2 saat önce yemeğimi yemiş oluyorum. 1 saat yüzüyorum ve ağız floram muhtemelen klorlu sudan bitter tatlara daha açık oluyor. Karnım tok, ağzım tertemiz, adrenalinim henüz düşmemiş, üzerine mis gibi bir kahve çok dengeleli bir coşku ile birlikte, enerji halinin devamını sağlıyor. Tabii ki espresso benzeri az porsiyon, görece daha koyu kavrulmuş tatları arıyorum bu zamanlarda.
Tarihe baktığımızda yazar James Howell 1660’da “Eskiden zanaatçı ve tüccar kalfaları sabahları bira ve şarap içerdi; bu yüzden kafaları bulanır, doğru dürüst çalışamazlardı, fakat artık insanı dinç tutan bu burjuva içeceğine alıştılar” diyor.
Yani antrenman için olmasa da bedensel emeğini kullanan insanların da kahve ile birlikte iş veriminin arttığından söz ediyor. Bunun elbetteki en önemli nedeni de kafein.
Wolfgang Schivelbuscch “Keyif Verici Maddelerin Tarihi” kitabında “Kahveyi savunanlar, kahveye karşı çıkanlar” bölümünde aslında bizim de yazının başında değindiğimiz konulara 17 ve 18. yüzyıllarda da tartışıldığını anlatıyor. Bu dönemlerde de bir grup tıp insanı kahvenin zindelik verici etkisini savunurken, bir grup bilim adımı ise kahvenin zararlarını dönemlerinin tıp biliminin imkân ve şartları içerisinde aktarıyor.
Tarihte de kahvenin sağlığa etkisinin bakış açısı pek farklı değilmiş. Kararında içersen sorun değil, sonucuna varıyorum.
Spor performansı ve sağlık adına bu yazıyı okuyanlar için şöyle bir toparlarsam, kendinizi iyi hissettiğiniz dozda bir kafein alımı performansını arttırırken, fazlası sağlık sorunlarına davetiye çıkarır. Kafein, sadece kahvede değil sporcu gıdaları ve başka içeceklerde de olabilir. Bunları unutmamak gerekli.
