Gün geçtikçe değişen kentler farklı işlevleri ve anlamları barındıran kamusal alanlara ev sahipliği yapıyor. Bugün bireylerin birbirleri ile iletişimini sağlayan kamusal alanın bir parçası olan, ev ve iş yerleri dışında kalan ve insanların buluşma, sosyalleşme, eğlenme gibi amaçlarla kullandıkları yerler olarak tanımlanan üçüncü yerler; kentsel alanda meydana gelen farklılaşmaların ve oluşacak değişimlerin ipuçlarını veriyor. Kentteki değişimlerin daha önce ele alınmayan ve üçüncü yerlerden biri olan kafelerde incelenmesi, sosyoloji disiplinine mekânsallığın farklı gruplar bağlamında hangi işlevsel ve anlamsal farklılıklara yol açtığını analiz etmek için katkı sağlıyor. Gençlerin aktif olarak kullandıkları bu yerler, onların mekânı hangi işlevlerde ve anlamlarda kullandıklarını anlamamızı sağlarken, gençlerin değişen dünyalarını da yansıtıyor.
GÜNDELİK YAŞAMIN SOSYAL DURAKLARI
Üçüncü yerler kavramı, Ray Oldenburg’un 1989 yılında yayımlanan ‘The Great Good Place’ adlı kitabıyla sosyal bilimcilerin ilgisini çeken bir kavram haline geldi. Ona göre; üçüncü yerler, topluluk hayatının sabitleyicileridir ve gündelik yaşamda yaratıcı etkileşimleri mümkün kılarlar.
Oldenburg, üçüncü yerleri ev ve iş yerleri dışında kalan ve insanların buluşma, sosyalleşme, eğlenme gibi amaçlarla kullandıkları yerler olarak tanımlar. Üçüncü yerler nötr, eşitlikçi, temel aktivitesi sohbet olan, herkesin kolaylıkla ulaşabildiği, müdavimleri olan, sade bir profili ve neşeli ruh halini içeren, evden uzak ama ev gibi olan yerlerdir. (Oldenburg, 1991: 20-42).
Bu kapsamda üçüncü yerlere örnek olarak; kahvehaneler, restoranlar, kulüpler, alışveriş-merkezleri, sinema ve tiyatrolar, kafeler, spor merkezleri, kütüphaneler vb. birçok yeri verebiliriz. Ancak bu yerlerin kullanım amaçları ve biçimleri birbirinden farklı olduğu gibi müdavimleri de farklılık gösterebiliyor ve üçüncü yerlerin kullanıcıları (müşterileri) yaş, cinsiyet, sınıfsal ve kültürel aidiyet eğilimleri bakımından farklılaşabilir. Oldenburg’un üçüncü yerler kavramı, bireylerin hayatlarında bir kaçış yeri olarak tanımlanan ve gündelik yaşamlarında tercih ettikleri önemli yerler.
”GENÇLİĞİN ÖZELLİKLE KAFELERDE ÖNEMLİ MİKTARDA ZAMAN GEÇİRDİKLERİ, ‘TAKILDIKLARI’, CİDDİ SOSYAL ETKİLEŞİMLER YAŞADIKLARI VE GÜNDELİK YAŞAMLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI BURALARDA GEÇIRDİKLERI KABUL EDİLMELİ.”
Oldenburg’a göre üçüncü yerler birbirinden farklı 8 özelliğe sahip. Ona göre; bireyler birbirlerine karşı koruma kalkanlarını harekete geçirmedikleri takdirde sosyalleşebilirler. Bu yüzden üçüncü yerler, ilk olarak nötr alanlardır ve nötr oldukları için de herkesin sosyalleşebileceği yerlerdir. Bu yerlerin nötr olması ile bağlantılı bir özelliği de eşitlikçi yerler oluşlarıdır; çünkü kimseyi dışlamazlar ve kapsayıcı niteliktedirler. Herkesin ulaşabildiği, resmiyetin ve dışlamanın olmadığı bu yerler tüm statülere açıktır ve insanların bir araya gelirken eğlenceden başka bir amaçları yoktur. Bu yüzden üçüncü yerlerde saf bir sosyalleşme söz konusudur ve sohbet, üçüncü yerlerin olmazsa olmazıdır. Oldenburg için üçüncü yerler kolayca ulaşılabilen ve bireylerin yalnız dahi gitseler bir tanıdığa rast gelebilecekleri yerlerdir. Uzun saatler açık kalabilen bu yerler için, açık olduğu saatler kadar bulundukları yer de önemlidir. Ulaşımı kolay olan üçüncü yerler, daha verimli hale gelir ve kentsel alanda verimli hale gelen üçüncü yerler, insanların sosyal kabiliyetlerini artırırlar.
Ayrıca üçüncü yerlerin cazibesi oturma kapasitesine, içecek çeşitlerine, park etme imkânına ve ücretine göre de değişir. Bu özellikler ziyaretçilerin dikkatini çektiği vakit, ziyaretçiler üçüncü yerin müdavimi olurlar. Zira müdavimlerin fazla olması üçüncü yerin canlılığını artırır. Sadeliği ve gösterişsizliği barındıran bu yerler düşük profile sahiptirler. Düşük profiliyle üçüncü yerler, üst sınıftan yabancıların beklentilerini karşılamayan yerlerdir, sadeliği ve gösterişsiz dekoru sosyal bahaneleri azalttığı için bireylerin günlük rutinlerinde yer alırlar. Bunların dışında üçüncü yerler, neşeli bir ruh haline sahiptir. Ciddi konuşmaların süresi uzun olmaz, endişe ve resmiyet hüküm sürmez ve bu yerlerin temeli gülme ve eğlencedir. Böylece bu yerlere geliş tekrarlanır.
Son olarak, üçüncü yerler ev ortamı gibi bir ortama sahip olması sebebiyle ev tanımından çok da uzak olmayan bir özelliğe sahiptir. Üçüncü yerlerin eve benzeyen bu hali farklı bir içeriği barındırır; çünkü ev özel alan, üçüncü yerler ise kamusal alandır. Ev aktivite çeşitliliğini simgelerken üçüncü yerler sınırlı bir aktivite çeşitliliğini simgelemektedir. Bu yüzden Oldenburg’a göre üçüncü yerler ev değildir; fakat karşılaştırma yapılacak kadar da benzerliğe sahip olduğu açıktır.
KİŞİSEL DENEYİME ÖZGÜ YERLER
Üçüncü yerleri tanımlayan bir başka teorisyen Christian Mikunda’dır. Oldenburg, üçüncü yerlerin ticari olma niteliğinden uzak kamusal alanlar olduğunu dile getirirken Mikunda üçüncü yerlerin ticari oluşunun özellikle altını çizer. Öte taraftan, Oldenburg üçüncü yerlerdeki sadeliği ön plana çıkarırken Mikunda üçüncü yerlerin dikkat çeken görselliğini ele alır. Oldenburg göre üçüncü yerlerin sadeliği bir avantajdır; çünkü bireyin kendi halini düşünmesini ve gösterişi azaltır; fakat Mikunda üçüncü yerlerin insanların yaşam tarzlarını yeniden yükleyebilmelerine imkân sağlayan yerler olabildiğini öne sürer. Oldenburg’un tanımladığı bu içerik, eski zamanların üçüncü yerlerine daha yakınken Mikunda’nın yapmış olduğu tanım günümüz üçüncü yerlerinin içeriğine daha yakındır.
Üçüncü yerler kavramında ortak kanı, kişisel deneyime özgü yerler olduğudur. Bireyler, tercih ettikleri üçüncü yerler ile yer deneyimi kazanırken yere olan bağlılığı da beraberinde getirir. Böylece, “yerler bizi dünyaya, tarihimize, hafızamıza, ailemize ve toplumumuza bağlar. İnsanlar ve yerler arasındaki ilişki geliştiğinde ortaya çıkan şey yer bağlılığı duygusudur. Yer bağlılığı insanların kültürel, duygusal paylaşımları ile şekillenen sembolik bir ilişkidir”. Yer bağlılığı duygu, bilgi, inançlar, davranışlar ile karşılıklı iletişime sahiptir. Tuan’ın da belirttiği üzere bir yerin öncelikli işlevi, ait olma ve bağlılık duygusu yaratır.
Üçüncü yerin kullanımında devamlılığı getiren yer bağlılığının ise dört farklı boyutu vardır. İlki, yer bağlılığıdır ve bir kişinin ihtiyaçlarını karşılayan yer manasındadır. İkincisi, yer kimliğidir ve özel yer ile kişinin kimliği arasında bir uyum söz konusudur. Üçüncüsü, kuruluşsal vaattir ve bu vaat kişi ile yer arasında oluşan birlik duygusunu kapsar. Dördüncüsü ise yerin sahip olduğu yaşam tarzıdır ve kişinin günlük yaşam rutinini içerir. Bu da mekânda kalıcı müşteri olmayı yani müdavim olmayı ve yerin devamlı tercih edilmesini sağlar. Diğer taraftan, internetin ve medyanın gündelik yaşamda güçlü bir yer edinmesi, üçüncü yerlere özgü faaliyetlerin bu alanlara taşınması sonucunu doğurmuş ve artık geleneksel üçüncü yerlere ek olarak farklı niteliklere sahip yerlerden de bahsedilebilir hale gelindi. Bu bağlamda, Oldenburg’un sözünü etmediği üçüncü yerler ortaya çıktı. Bunlar; ticari üçüncü yerler (Starbucks vb. yerler) insanların eğlendiği, siber âlemde birbirleri ile iletişim haline geçtikleri sanal üçüncü yerler (Facebook vb.) ve üçüncü yerlerin birden fazlasını içeren melez özellikteki üçüncü yerlerdir. Bu yerlerin her biri de farklı ihtiyaçlara ve tercihlere sahiptirler.
Bugün teknolojinin ve sosyal medyanın gelişmesi ile üçüncü yerler Oldenburg’un tanımı içinde kalmayarak değişime uğradı. İletişim kurmanın yolları değişti; fakat iletişim azalmadı. Kullanılan üçüncü yerler, kişisel deneyim içerirken tercih edilen üçüncü yerler, bireylerin kim olduğunu ve ne yaptıklarını tanımlar ve buna dair ipuçları verir hale geldi. Nitekim üçüncü yerler görünürde herkese açık olan; ama gelir ve statüye göre bazı engellere takılabilen yerlere dönüştü.
Ayrıca çağdaş dünyada gençliğin sanal yerlerde çokça zaman geçirdiği, bu yerlerde kendilerine bir kimlik inşa ettikleri ve dünyaya bu yerlerin pencerelerinden baktıkları yadsınamaz bir gerçek. Ancak gençliğin hala geleneksel üçüncü yerlerde -özellikle kafelerde- de önemli miktarda zaman geçirdikleri, kafe vb. yerlerde ‘takıldıkları’ ve buralarda da ciddi sosyal etkileşimler yaşadıkları ve gündelik yaşamlarının önemli bir kısmını buralarda geçirdikleri de kabul edilmeli. Bu sebepledir ki gençlerin sanal yerlerdeki varlıkları kadar geleneksel üçüncü yerlerdeki varlıkları da sosyal ağ bağlantıları ve sermaye kapsamında araştırılmayı gerektiriyor.
KAFE SEÇİMİ BİREYİ TANIMLAR
Sermaye, Bourdieu’nün vurguladığı üzere sosyal ayrımın bir aracıdır. Bireylerin pratiklerine sinen bu sermaye; kültürel kodlar, grup aidiyetleri ile kendini gösterir. Bununla bağlantılı olarak bireylerin gün içinde yeme, içme ve giyinme gibi gündelik pratikleri, vakit geçirdikleri mekânlar, oturdukları yerler, gittikleri okullar gibi özellikler sosyal ve sembolik sermayelerin yansımasını oluşturuyor. Bugün gençlerin gündelik yaşamlarında önemli bir yere sahip olan kafeler, sermaye yansıması olarak da karşımıza çıkıyor.
Yapılan araştırmada katılımcıların gittikleri kafeleri önemli gördükleri ve kendilerine uygun kafelere, dışarıdan kendilerini tanımlayabilecek veya görünmek isteyecekleri kafelere gittikleri gözlemlendi; gidilen kafenin sosyal ve sembolik sermaye ile ilişkili olduğu görüldü. Hatta gidilen kafe grup aidiyeti şeklinde tanımlanabiliyor ve kafe, bireyin hangi tanımlamaları içerdiği kadar içermediğini de vurguluyor. Bu yüzden gençler kafeleri tercih ederken kendilerine yakıştırdıkları yerlere gittiklerini ve nasıl bir yere giderlerse o şekilde tanımlanacaklarını dile getiriyorlar. Kafenin bireyi tanımlaması, bunun bilinçli bir tercih olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden kafenin bireyi tanımladığını düşünen öğrenciler, kafe seçerken oldukça dikkatli davranıyor. Seçimlerin zevkleri simgelediğini dile getiren öğrenciler, kafeyi zevk anlamında sembolleştiriyor. Bu bağlamda gençler için bilinçli bir tercihin yapılması, kafeyi tercih eden bireylerin birbirlerine benzediklerinin bir göstergesi oluyor.
Özetle, lise öğrencileri kafe seçiminde gösterişe bununla ilişkili statüsünü gösteren konum paylaşımına önem verirken üniversite öğrencileri kafelere kültürel seviyelerini yansıtması üzerinden değer atfediyor. Gençler arasındaki bu fark, sembolik sermaye kavramı ile birebir örtüşüyor. Gençler eğitim seviyeleri artıkça bunun ayrımını belirtebilecek simgelere sahip yerleri tercih etmekte ve diğerlerinden ne kadar farklı olduklarını, neye değer verdiklerinin kültürleri ile paralel olduğunu vurguluyorlar. Başka bir deyişle; sembolik sermaye ile birlikte toplumda farklı tercihlerin sahibi olduklarını sosyal sermayeleri ile destekliyorlar.
MELEZ BİR ÜÇÜNCÜ YER OLARAK KAFELER
Kafeleri üçüncü yerler, sosyal ve sembolik sermaye bağlamında incelemeyi amaçlayan bu araştırma üçüncü yerlerin gençler tarafından sosyal ve sembolik sermaye aracı olarak kullanıldığını, gençlerin gündelik yaşamda tercih ettikleri yerlere göre tanımlandığını ve mekânların zamanla farklı anlamlara ev sahipliği yaptığını savlamakta ve teknoloji ile birlikte mekânın kullanımının da değiştiğini ileri sürüyor. Ev ve iş yerleri dışında kalan ve insanların buluşma, sosyalleşme, eğlenme gibi amaçlarla kullandıkları yerler şeklinde tanımlanan üçüncü yerler; nötr, eşitlikçi, temel aktivitesi sohbet olan, herkesin kolaylıkla ulaşabileceği, müdavimleri olan, sade bir profili içeren yerler olarak tanımlanabilir. Fakat teorisyenlerin değinmediği noktalar da mevcut. Bunlar kafelerin eşitlikçi olmayan yerler olabildiği, kimi zaman temel aktivitenin internet kullanımı olabildiği ve sade bir üçüncü yer yerine melez bir üçüncü yer olabildiği.
Zamanla kafelere gelen internet hizmeti, bu yerlerin kullanımında değişikliğe sebep oldu ve Wi-Fi özelliği ile sosyal yaşamı büyük oranda etkiledi. Bugün üçüncü yerlerden biri olan kafede, iletişim kurmanın yolları değişti; bazı gençler için sosyal bağlar, internet bağlantısı ile zayıflamaktayken bazıları için kullanılan konum uygulamaları ile sosyalleşme arttı. Fakat kafe içinde internet kullanımının artması ile karşılıklı iletişimin tehdit altında olmasının yanı sıra internet hizmeti veren kafeler, internet için tercih edilen bir yer halini aldı. Özellikle konum bildirerek kafenin bir etiket aracı olarak algılanmaya başlanması, kafenin gündelik yaşamdaki işlevini de değiştirdi.
Diğer taraftan, Mikunda’nın üçüncü yerler hakkında ileri sürdükleri günümüzle uyum içerisinde. Ona göre; üçüncü yerler ticari olmayan kamusal alanlar değildirler ve bu yüzden görselliği ve gösterişi ile dikkat çekerler. Ayrıca teorisyen, üçüncü yerlerin insanların yaşam tarzlarını yeniden yükleyebilmelerine imkân sağlayan yerler olabildiğini öne sürer. Kafelerin bugünkü durumu göz önünde bulundurulduğunda; Mikunda’nın ileri sürdüklerinin geçerliliğini koruduğu görülüyor. Kimi zaman bir gösteriş yeri olarak dikkat çeken kafeler, gündelik yaşamda bireylerin kimliklerinin ve yaşam tarzlarının yeniden üretildiği yerler olarak karşımıza çıkıyorlar.
MELEZ BİR ÜÇÜNCÜ YER
Kafeler her ne kadar kamusal alan olup herkese açık olarak tanımlansa da barındırdığı modernlik imgesi ile markalaşma ve tüketim kültürünün odağında yer alıyor. Bu yüzden de kafeler, tabakalı toplumsal yapının yeni simgesel göstergeleri olmuş, gidilen kafe mekânın tüketilmesi ile kimliğin üretilmesini içerir hale gelmiş ve toplumdaki statü ayrımının gözle görülür hale geldiği üçüncü yerlerden birine dönüşmüş. Bu bağlamda kafeler, Bourdieu’nün sözünü ettiği sembolik ve sosyal sermayeyi içeren yerler olup toplumsal aktörlerin grup aidiyetleri, sosyal ve kültürel kodları bir yönü ile sosyal hayatı kolaylaştırırken bir yönü ile de sosyal eşitsizlikleri meydana getiren bir fonksiyona sahip olmuş.
Diğer yandan, kafelerin kültürel altyapının göstergesi olarak düşünülmesi kafeyi tercih eden bireyler tarafından etiketleme ve dışlama pratiklerinin yaygınlaşması bağlamında bir tehdit oluşturuyor. Nitekim belli bir kesimin kafeye girmesini engellemeye çalışmak ya da bunun olması gerektiğini düşünmek gençlerin dışlama pratiğini benimsediğini gösteriyor.
Sonuç olarak, gençlerin hangi mekânlarda ne kadar vakit geçirdikleri onların yaşam tarzlarına, sosyal ve sembolik sermayelerine dair izler barındırıyor, mekân içinde ne yaptıkları ise mekânsal pratiklerin ve kodların çözümlemesini yapmayı sağlıyor. Yer, ilişki ağı ve kültürel yapı arasında yakın ve kaçınılmaz bir ilişkinin olduğu kafeler; internetin etkisi ile farklı kullanımlara ve anlamlara ev sahipliği yaparak melez bir üçüncü yer haline geldi.
Kaynakça:
Bourdieu, P. (2007). Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar. (Çev. N. Öktem), İstanbul: İletişim Yayınları. Carr, A. (2010). Third Place Discourse. Kansas State University. Crick, A. P. (2011). Rethinking Oldenburg: Third Places and Generation Y in a Developing Country Context. International CHRIE Conference, 1-22. Çağlayan, S. (2012). Anadolu’nun İlk Kamusal Mekânı: Kahvehane. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 29, 95-110. Memarovic, N., Fels, S., Anacleto, J., Calderon, R., Gobbo, F. and Carroll, J. M. (2013). Rethinking Third Places: Contemporary Design With Technology. Workshop on Human Computer Interaction for Third Places, 1-16. Oldenburg, R. (1991). The Great Good Place. New York: Marlowe and Company. Rosenbaum, M. S., Sweeney, J. C. and Windhorst, C. (2009). The Restorative Qualities of an Activity-Based, Third Place Café for Seniors: Restoration, Social Support, and Place Attachment at Mather’s—More Than a Café. Seniors Housing & Care Journal, Vol 17, 39-54. Sami, K. (2010). Halk Kültürü Bağlamında Kahvehanelerin Toplumsal ve Mekânsal Dönüşümleri Diyarbakır Kent Örneği. Millî Folklor Dergisi, Sayı 85, 159-172. Ulusoy, K. (2011). Türk Toplum Hayatında Yaşatılan Kahve ve Kahvehane Kültürü. Millî Folklor Dergisi, Sayı 89, 159-169. Waxman, L. (2006). The Coffee Shop: Social and Physical Factors Influencing Place Attachment. Journal of Interior Design, Sayı 3, 35-53. Woldoff, R. A., Lozzi, D. M. and Dilks, L. M. (2013). The Social Transformation of Coffee Houses: The Emergence of Chain Establishments and the Private Nature of Usage. International Journal of Social Science Studies, Vol.1, No. 2; 205-218. Yağbasan, M. ve Ustakara, F. (2008). Türk Toplumunda Kahvehane ve Kafelerdeki İletişimsel Ortamı Belirlemeye Yönelik Bir Alan Araştırması. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 1, 233-260.
