Haberler

İSVEÇLİ BİLİM İNSANLARI KAHVENİN İKİ ÖNEMLİ FAYDASINI KEŞFETTİ

BMJ Medicine uzmanlık dergisine göre, kandaki yüksek kafein seviyesi bir kişinin sahip olduğu vücut yağ miktarını ve sonuç olarak tip 2 diyabet riskini azaltabilir.

Araştırma üzerinde çalışan Imperial College London’da klinik bilimci olan Dr. Dipender Gill, nüfus düzeyinde bunun, kafeini daha yavaş metabolize eden kişilerin daha zayıf olma ve daha düşük diyabet riskine sahip olma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına geldiğini söyledi. Çalışma, muhafazakâr kafein genetiğine sahip kişilerin daha düşük vücut kitle indeksine (BMI) sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu ve bu kişilerin tip 2 diyabet geliştirme olasılığının yüzde 19 daha az olduğunu ortaya koyuyor.

Bilim insanları, kafeinin diyabet riskini azalttığı ve kilo kaybıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteren doğrudan bir bağlantının ilk kez bulunduğuna inanıyor.

Çalışma için araştırmacılar, günde üç ila beş fincan kahve içmenin -ortalama 70 ila 150 mg kafein içeren- daha düşük tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili olduğunu öne süren daha önce yayınlanmış araştırmaları temel aldılar. Altı uzun dönemli çalışmaya katılan, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli yaklaşık 10.000 kişide CYP1A2 ve AHR genlerinin iki yaygın genetik varyantının rolünü analiz ettiler. CYP1A2 ve AHR genleri vücuttaki kafein
metabolizmasının hızı ile ilişkili.

Daha yavaş kafein metabolizmasıyla ilişkili genetik varyantlar taşıyan kişiler ortalama olarak daha az kahve içiyor ancak uyarıcı etkileri için gereken seviyelere ulaşmak veya bu seviyeleri korumak için hızlı bir şekilde metabolize eden kişilere göre kanlarında daha yüksek kafein seviyelerine sahip oluyorlar.

Analiz sonuçları, kanda genetik olarak öngörülen daha yüksek kafein seviyelerinin daha düşük vücut ağırlığı ve vücut yağı ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu seviyeler aynı zamanda daha düşük tip 2 diyabet riski ile de ilişkilendirilmiş.

Araştırmacılar, bunların gözlemsel çalışmalar olması nedeniyle, etkilerin kafeinden mi yoksa diğer bileşiklerden mi kaynaklandığını belirlemeyi zorlaştırdığının altını çiziyor.

Bu son çalışmada Mendelian randomizasyonu olarak bilinen ve genetik kanıtlar yoluyla neden-sonuç ilişkisini ortaya koyan bir teknik kullanıldı. Bu metodoloji sayesinde ekip, kafein metabolizmasının hızıyla ilişkili iki yaygın genetik varyantı buldu ve bunları genetik olarak tahmin edilen kan kafein seviyelerini ve bunun daha düşük BMI ve vücut yağıyla ilişkili olup olmadığını belirlemek için kullandı.

Araştırmacılar, tip 2 diyabet riskindeki azalmanın neredeyse yarısının kilo kaybından kaynaklandığını bulmuşlar. Kafeinin metabolizmayı hızlandırdığı, yağ yakımını artırdığı ve iştahı azalttığı bilinmiyor; günlük 100 mg alımının enerji harcamasını günde yaklaşık 100 kalori artırdığı tahmin ediliyor.

Exeter Üniversitesi’nde Diyabet ve Obezite alanında kıdemli öğretim görevlisi olan Dr. Katarina Kos, çalışmaya dahil olmamakla birlikte, genetik çalışmanın, kalıtsal bir özellik olarak daha hızlı kahve metabolizmasına atfedilen belirli genlere sahip insanlar için bağlantılar ve potansiyel sağlık yararları gösterdiğini ve potansiyel olarak daha iyi metabolizma olduğunu belirtiyor.

Makalenin, daha fazla kahve içmeyi araştırmadığını ya da tavsiye etmediğini, bu araştırmanın amacının da bu olmadığını vurguluyor.

Warwick Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde klinik doçent olarak görev yapan Stephen Lawrence, çalışmayı ‘ilginç’ ve ‘iyi bir bilim’ olarak değerlendiriyor ancak Mendel değerlendirmesinin ‘nispeten yeni bir teknik’ olduğunu ve faydalı olmakla birlikte ‘önyargıya açık’ olduğunu belirtiyor.

Kaynak: www.veteknoloji.net